NEDEN ?
               
Bir haber kanalında,  Mehmet Açar bu yıl 48.’si düzenlenecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açıklanan jürisini değerlendiriyor. Değerlendirmeleri ve eleştirilerinden sonra konu bu yıl Eylül ayında gerçekleşecek Altın Koza Film Festivali’ne geliyor. Programın sunucusu ve Açar, bu iki festivali karşılaştırmaya başlıyor. Açar, ödül miktarı ve verilen entelektüel destek nedeniyle Altın Koza Film Festivali’nin kısa sürede Altın Portakal Film Festivali’ni geçebileceğini söylüyor. İnsan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor: “süreklilik göstermeyen, bunca yıl içerisinde 18.’si düzenlenen   bir Festival, 2 yıl sonra 50. yılını kutlayacak bir diğer Festivale nasıl rakip olabilir?”

 Bu sorunun yanıtı Altın Portakal Film Festivali’nin yapısında yatıyor. Altın Portakal Film Festivali süreklilik gösterirken, kurumlaşmayı başaramamıştır. Bunca yıl, sinemadan anlayan çekirdek bir kadro kurmayı oluşturamamıştır.  Festivalin,  düzenleme bağlamındaki dış yapısı iyi kötü beklentileri yerine getirirken,  iç yapısal   kurumsallaşması , ne yazık ki,  eksik kalmıştır. Böyle olunca, Festivalin kente yansımaları doyurucu olmamıştır.  Bunca yıldır düzenlenen Festival sonrasında Antalya’da sinema sektöründe söz sahibi olan yapım, dağıtım şirketi kuruldu mu? Sinemamıza bir yönetmen, senaryo yazarı kazandırdı mı? Bırakın Berlin, Cannes, Venedik gibi festivalleri, daha küçük boyutta yapılan Saray Bosna ve Selanik Festivalleri  kentlerine sinema sektöründe büyük kazanımlar sağlamıştır. Saray Bosna bugün sinema platoları işleten, Balkanlarda dağıtım şirketlerinin yoğun olduğu bir bölgedir.  Selanik’te ise büyük dağıtım şirketleri kendilerine yer edinmiştir. Bu şirketler Orta Doğu ülkelerine güncel filmleri pazarlayabilmektedir.  Ayrıca, oyunca seçim ajansları da Selanik’e önemli ekonomik girdiler sağlıyor.

Bizlerin bunları ciddi anlamda düşünmemiz ve sorgulamamız gerekiyor. İstanbul 2011 Kültür Ajansı,  kültür ve  sanat alanında bazı akademisyenlere çalışmalar yaptırdı. Bu çalışmalardan biri de “İstanbul’da Kültür Ekonomisine Yön Veren Dinamikler: İstanbul Film Endüstrisi” adını taşıyor. Evrim Töre Özkan’ın yaptığı araştırma,  İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Özkan, çalışmasında, 1950 – 1964 yılına kadar olan süreçte yapım şirketlerinin Anadolu’daki varlıklarına değiniyor ve 1964’ten sonra Film Endüstrisinin nasıl ve neden İstanbul’da yoğunlaştığını anlatıyor ve önemli bir noktayı vurguluyor : “1960’lı yıllarda düzenlenen Festivaller, Sinemanın Anadolu’da bir sektör oluşturmasını amaçlıyordu. Festivaller yoluyla Sinema sektörünün farklı alanları Anadolu kentlerinde var olacaktı. Böylece, sinema alanında çeşitlilik sağlanacaktı.”

Behlül Dal ve arkadaşları Altın Portakal Film Festivali’ni başlatırken aynı düşünceden yola çıkmışlardı.  Altın Portakal Film Festivali bir türlü uluslararası boyuta ulaşamadı, yılın belirli ayında “İstanbul’un sömürgesi” anlayışı ile festival düzenlemekten kurtulamadı. Neden acaba?

(*)
Evrim Töre Özkan: “İstanbul’da Kültür Ekonomisine Yön Veren Dinamikler: İstanbul Film Endüstrisi”,  Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2010

 

 

Ahmet Tüzün